Sahte Kimlikle Yapılan Satışta Noterin Sorumluluğu

Sahte Kimlikle Yapılan Satışta Noterin Sorumluluğu

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
2020/849 E. , 2020/2393 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; kendisini araç maliki Remzi Obalı olarak tanıtan şahıs ile 10 PN 668 plaka sayılı aracın alım satımı hususunda anlaştıklarını, bahse konu şahsa araç satış bedeli olarak 17.500,00 TL ödemede bulunduğunu,
davalı …’nin 30/12/2010 tarihli ve 40949 yevmiye numaralı işlemi ile araç alım satımının gerçekleştirildiğini, aracı teslim alarak kullanmaya başladığını, trafik denetlemesi sırasında aracın çalıntı olduğunu öğrendiğini ve aracın emniyet tarafından bağlanarak elinden alındığını, sahte kimlik düzenlenmek suretiyle aracın kendisine satıldığını, bu hususta savcılık tarafından soruşturma başlatıldığını; sahte nüfus cüzdanı ile işlem yapan davalı noterin kusurlu olduğunu, gerekli dikkat ve özeni göstermediğini, kendisinin zarara uğramasına sebebiyet verdiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, araç satış bedeli olarak ödenen 17.500,00 TL’nin araç satış tarihi olan 30/12/2010 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş; 23/02/2016 havale tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 3.217,50 TL artırarak 20.717,50 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı; satıcının ibraz ettiği nüfus cüzdanındaki bilgilerin, bilgisayar sistemi üzerinden nüfus kayıtları ile karşılaştırıldığını, ibraz edilen nüfus cüzdanının sahte olduğunun çıplak gözle fark edilemediğini,mor ışıkta yapılan güvenlik kontrolünde de şüpheli bir durumun olmadığının görüldüğünü, sahte kimliğin iğfal kabiliyetinin bulunduğunu, üçüncü kişinin ağır kusuru ile illliyet bağının kesildiğini, kendisine kusur atfedilemeyeceğini savunarak; davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; satış sırasında kullanılan nüfus cüzdanı aslının temin edilemediği, fotokopi belge üzerinde de iğfal kabiliyeti yönünden bilirkişi incelemesi yapılamayacağı, bu nedenle davalının sorumluluğuna gidilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, hüküm, Dairemizin 01.12.2014 tarihli ve 2014/7921 E. – 2014/15577 K. Sayılı ilamı ile, “…Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından meçhul şüpheli hakkında yürütülen soruşturma evrakının incelenerek anılan kişi hakkında kamu davası açılıp açılmadığı, satış sözleşmesinde kullanılan kimlik belgesinin ele geçip geçmediği, o soruşturma ya da dava dosyasında belgenin aldatma yeteneği bulunup bulunmadığı konusunda inceleme yapılıp yapılmadığı konuları araştırılarak, kullanılan belgenin aldatma yeteneğine sahip olup olmadığı konusunun aydınlatılması gerekir iken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi isabetli bulunmamıştır…” gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde; davaya konu … plaka sayılı aracın sahte nüfus cüzdanı kullanılarak davacıya satıldığı, satış sırasında kullanılan nüfus cüzdanı aslının ele geçirilemediği, bu nedenle nüfus cüzdanı üzerinde iğfal kabiliyeti yönünden inceleme yapılamadığı, aracı davacıya satan kişiye ulaşılamaması nedeniyle kamu davasının da açılamadığı; nüfus müdürlüğüne bağlı online sistemden belge sahibinin fotoğrafının noter ekranına düşmediği, yine nüfus cüzdanını hazırlayan ve onaylayan nüfus memurlarının bilgilerinin de sistemden görülemediği, sahte belge ile sistemde bulunan bilgilerin birebir örtüştüğü, davalı noterin dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirdiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-)Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
Dava; Noterlik Kanunu’nun 162.maddesine dayalı noterin kusursuz sorumluluğuna ilişkin tazminat davasıdır.
Noterlik Kanunu’nun 1. maddesinde; noterliğin bir kamu hizmeti olduğu ve noterin, hukukî güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendirdiği belirtilmiştir. Görevi belge ve işlemlere resmîyet kazandırmak olan noterlerin, yaptıkları işlemler dolayısıyla meydana gelecek zararlardan ötürü sorumlu tutulması bir zorunluluktur.
Noterler, devlet adına bir takım kamusal yetkileri de kullanmak suretiyle; belgeleri ve beyanları resmîleştiren ve aksinin kanıtlanmasını güçleştiren hatta neredeyse imkânsız hâle getiren, hukukî sonuçlar doğuracak belgelerin düzenlenmesi yetkisiyle donatılmıştır.
Noterlik Kanunu’nun 82. ve İcra İflas Kanunu’nun 38. maddeleri gereğince; noterlerin düzenlemiş oldukları belgelere ispat gücü ve icra edilebilirlik açısından, özel ve ayrıcalıklı bir konum verilmiştir. Bu kadar önemli bir işin yapılmasıyla yetkili kılınan noterlerin sorumluluklarının da düzenlemeye paralel olması gerekir. Noterlerin uzmanlığına inanan ve güvenen iş sahipleri, yapılan iş ve işlemlerin tam ve sağlıklı olduğu konusunda kuşku duymamalıdırlar. Bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar doğmuşsa noterin bundan sorumlu olması doğaldır.
Noterlerin yaptıkları hizmet dolayısıyla sorumlulukları, hâlen yürürlükte bulunan 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 162. maddesinde hüküm altına alınmış olup; stajyer, katip ve katip adayları tarafından yapılmış olsa bile noterlerin, bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara karşı sorumlu oldukları, noterin, ödediği miktar için, işin yapılmaması, hatalı yahut eksik yapılmasına sebep olan stajyer veya noterlik personeline rücu edebileceği hükme bağlanmıştır.
Noterlik Kanunu’nun 162. maddesinde kusurdan söz edilmemiştir. Bu sebeple, noterlerin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır.Tüm kusursuz sorumluluk hallerinde olduğu gibi zarar gören davacı, davalı noterin kusurunu kanıtlamak zorunda değildir. Zarar gören davacı, yalnızca, zararla eylem arasındaki uygun illiyet bağını kanıtlamak zorundadır. İlliyet bağının kesildiği durumlarda kusursuz sorumlu olan kişi sorumlu tutulmayacaktır. Mücbir sebep, zarar görenin tam kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusuru ile illiyet bağı kesilir ve kusursuz sorumlu olan kişi sorumluluktan kurtulur. Buna göre, noter, gerekli özeni gösterdiğini iddia ederek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Ancak, gerekli özeni göstermiş olsa bile, zararın doğmasına engel olamayacağını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Bu husus nedensellik bağının kesilmesidir. Bunun ispatı da davalı notere aittir.
Yargıtay uygulamasında da; noterlerin hukukî sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu genel bir ilke ve prensip olarak benimsenmiştir. Noterin hukukî sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için ortada; noterin veya noter çalışanının bir eyleminin bulunması ve bu eylemden dolayı bir zararın doğması, bu zararla birlikte eylem ile zarar arasında illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Bu şartlardan birisinin gerçekleşmemesi hâlinde noterin hukukî sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir. Noterin bir kamu hizmeti ifa ettiği de dikkate alınarak sorumluluğun belirlenmesinde normal bir insanın göstereceği özenli davranış değil, aynı işi üstlenen noterlik mesleğinde çalışan bir kişinin göstermesi gereken objektif davranış esas alınacaktır. Buradaki tazminat yükümlülüğü; sorumlu kişinin somut olaydaki bireysel davranışından ziyade, daha çok onun toplum ve ekonomi içindeki durumu ile kanunun ona yüklediği ihtimam ve özen görevine bağlanmaktadır.
Noterlerin yaptığı işlemler bakımından söz konusu işlemin gereği gibi yani, özen yükümlülüğüne uygun şekilde yerine getirmiş olsaydı, zarar oluşmayacaktı denilebiliyorsa noter sorumlu olacaktır. Zira; noter işlemi yaparken gözle görülebilecek bir sahteliğe rağmen işlemi devam ettirmişse ve bu işlemden bir zarar doğmuşsa noter doğal olarak sorumlu olacaktır.
Noterin, ilgililerin hukukî menfaatlerini korumak için araştırma ve aydınlatma görevi vardır. Noterlik Kanunu’nun 72. maddesine göre noter, iş yaptıracak kimselerin kimlik, adres ve yeteneğini ve gerçek isteklerinin tamamını öğrenmekle yükümlüdür. Noterin veya çalışanının her zaman belgenin sahte olup olmadığını anlaması ve tetkik etmesi yani grafolojik bir inceleme yapması beklenemez. Ancak; belgenin veya kimliğin ilk bakışta sahte olup olmadığı veya kimlikte şekli anlamda var olması gereken bir bilginin olmaması yahut olmaması gereken bir ibarenin bulunması noter veya çalışan tarafından dikkat edilmesi gereken hususlardandır. Bu gibi hâllerde noterin veya çalışanının gerekli özeni göstermesi beklenir. Aksine davranış özen yükümlülüğünün ihlâlidir.
Belgenin sahteliği hususundaki en önemli kıstas belgenin veya kimliğin aldatma yeteneğine (iğfal) sahip olup olmamasıdır. Zarar doğuran işlem veya eylemde aldatma (iğfal) kabiliyetine sahip bir kimlik veya belgesinin kullanılması hâlinde noterin sorumluluğunun doğmayacağının kabul edilmesi gerekir. Ancak, detaylı bir incelemeyle ortaya çıkacak sahteliğin fark edilmesi noter veya çalışanından beklenemeyecek bir durumdur. Nüfus cüzdanındaki seri ve T.C kimlik numarasının bulunmaması, numaranın on bir haneli olmaması, eksik veya fazla olması, doğum yerinin ilçe veya merkez ilçe olarak yazılmaması, soğuk damganın veya motorlu araç tescil belgesinde mühür bulunmaması, tescil belgesindeki bilgilerin kullanılan kimlik ile veya motor sicil numarası veya şasi numarasının birbirine uymaması gibi hâller “somut sorumluluk nedenleri” olup, noterlerin ve çalışanlarının yapmış oldukları işlemlerde, sorumluluk sebepleri, her somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Somut olayda; dava dışı üçüncü kişinin kimlik bilgileri kullanılarak sahte kimlik düzenlendiği, bahse konu sahte kimlik esas alınarak, … tarafından 30/12/2010 tarihinde davaya konu araç satışının gerçekleştirildiği, araç satış sözleşmesinde satış bedelinin 17.500,00 TL olarak gösterildiği, noter işlemi sırasında kullanılan sahte nüfus cüzdan suretinin aslı temin edilemediğinden, sahte nüfus cüzdanının iğfal kabiliyetinin bulunup bulunmadığı yönünde bilirkişi incelemesi yapılamadığı anlaşılmaktadır. Davalı noterin sorumluluğu, Noterlik Kanunu’nun 162. maddesine dayalı kusursuz sorumluluk olup, oluşan zarar ile davalı noter işlemi arasında uygun illiyet bağının kurulduğunun kabulü gerekir. Davalı noterin kusursuz sorumluluğunu ortadan kaldıracak şekilde nedensellik bağının kesildiğini ispat külfeti ise, davalı notere düşmektedir.
Hal böyle olunca, mahkemece; aslı temin edilemeyen, bu nedenle iğfal kabiliyetinin bulunup bulunmadığı tespit edilemeyen sahte nüfus cüzdanına istinaden, söz konusu araç satış işleminin yapıldığı, davalı noterin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, illiyet bağının kesildiğinin davalı noter tarafından ispat edilemediği, bozma sonrası ıslahın söz konusu olamayacağı dikkate alınarak, davanın 17.500,00 TL üzerinden kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile davanın tümden reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 16.03.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Sahte Kimlikle Yapılan Satışta Noterin Sorumluluğu

Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu Yargıtay Kararı

Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu Yargıtay Kararı

Yargıtay 8. Ceza Dairesi

E: 2014/37001
K: 2015/21338
T: 10.09.2015
“İçtihat Metni”
Tebliğname No : 8 – 2014/62436
MAHKEMESİ : Manavgat 3. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 12/12/2013
NUMARASI : 2012/138 E. ve 2013/521 K.

SUÇ : Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması

Gereği görüşülüp düşünüldü:

I- Beraat kararının gerekçesine yönelik olmayan temyizde sanık E.. H..’ün hukuki yararı bulunmadığından temyiz isteminin CMUK.nun 317. maddesi uyarınca oybirliğiyle (REDDİNE),

II- Sanık M.. H.. hakkında … nolu sahte banka kartını kullanarak yarar sağlama ve … nolu sahte banka kartını kullanarak yarar sağlamaya teşebbüs suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz incelemesinde;

Sahte olarak üretilen kredi kartını kullanma suçunun mağdurunun kredi kartını düzenleyen banka olduğu cihetle sahte olarak üretilen …nolu tek bir yabancı bankaya ait kartı farklı günlerde kullanmak isteyen sanığın eyleminin TCK.nın 245/3, 35/2, 43. madde ve fıkralarına aykırılık oluşturduğunun gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabule, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre sanığın, yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak:

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın (c) bendinde yazılı sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet hakkından, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan koşullu salıverme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan ise 2. fıkra gereğince cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı ise de, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususun, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükümlerden 5237 sayılı TCK.nun 53/1. maddesinin uygulamasına ilişkin kısımlar çıkartılarak yerlerine ”sanığın, 5237 sayılı TCK.nun 53/1-3 madde ve fıkraları uyarınca, (c) bendinde sayılan kendi altsoyları üzerindeki velayet hakkı, vesayet ve kayyımlığa ait haklardan koşullu salıverilmeye kadar, madde ve bendler de sayılan diğer haklardan ise hükmolunan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” yazılmak suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin oybirliğiyle (DÜZELTİLEREK ONANMASINA),

III- Sanık M… hakkında 4659010990844057 ile 4658582927353015 nolu sahte banka kartlarını kullanarak yarar sağlama ve 4658583470645005 ile 4462742031531528 nolu sahte banka kartlarını kullanarak yarar sağlamaya teşebbüs suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyize gelince;

Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- Sahte banka veya kredi kartını kullanarak kendisine veya bir başkasına yarar sağlanması suçunun mağdurunun kredi ya da banka kartını üreten banka veya finans kuruluşu olması karşısında, aynı bankaya ait birden fazla kopyalanmış kartın kullanılması şeklinde gerçekleşen eylemler nedeniyle banka sayısınca TCK.nın 245/3. maddesi ve aynı bankaya ait birden fazla kart ile veya bir kart ile değişik zamanlarda yarar sağlanması halinde TCK.nın 43. maddesi uyarınca uygulama yapılması gerektiği gözetilmeden aynı bankaya ait ……., …… ve … nolu üç karta ilişkin olarak kart sayısınca suç oluştuğunun kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- Dosya kapsamına göre, olay tarihinin 05.09.2011 olduğu ve sanığın da aynı gün suça konu sahte banka kartlarıyla birlikte yakalandığı, TEB Genel Müdürlüğü’ nün 16.11.2011 tarihli yazısına göre … nolu banka kartının işlem tarihinin ise, 07.09.2011 olduğu anlaşılmakla, suça konu kartın başka bir kopyasının olup olmadığı ve sanık tarafından kullanılmaya teşebbüs edilip edilmediğinin kesin olarak saptanması bakımından, ilgili bankadan belirtilen tarihin kartın kullanım tarihi mi yoksa işlemin red tarihi mi olup olmadığı sorulup 05.09.2011 tarihinden sonra herhangi bir şekilde kullanılmaya devam edilip edilmediği araştırılarak sonucuna göre sanığın bu kart yönünden hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde eksik araştırmayla hüküm kurulması,

3- Kabul ve uygulamaya göre de; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın (c) bendinde yazılı sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet hakkından, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan koşullu salıverme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan ise 2. fıkra gereğince cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hükümler kurulması,

Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 10.09.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Banka veya kredi kartının kötüye kullanılması yargıtay kararı

Bu Yargıtay Kararları Sahte Mi? Yargıtay Büyük Genel Kurul Kararı

Bu Yargıtay Kararları Sahte Mi? Yargıtay Büyük Genel Kurul Kararı

Yargıtay Büyük Genel Kurulu

2018/1 E. , 2018/1 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu İlk Derece Mahkemesi

TÜRK MİLLETİ ADINA

Taraflar arasındaki “Sahteliğin Tespiti” davasında yapılan yargılama sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca;
Dava Hukuk Muhakemeleri Kanununun 208/4 ve 204/1. maddeleri uyarınca resmi evrakın (ilamların) sahteliğinin tespiti istemine ilişkindir.
Davacı vekili 12.02.2016 tarihli dilekçesinde; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.10.2015 tarih 2013/1-2127 E. 2015/2320 K. sayılı ilamı ile ilgili olarak, 2802 sayılı Kanunun 93/A maddesinin yürürlükten kaldırıldığını, buna dair verdiği dilekçenin dikkate alınmadığını ve temyize konu ilamın sanki 93/A maddesi yürürlükteymiş gibi onandığını, karar bölümüne teslim edildikten sonra ctrl c+ctrl v ile(kes-kopyala-yapıştır) oluşturulan kararın sahte olduğunu, Hukuk Genel Kurulunun ilk derece sıfatıyla verdiği 11.12.2014 tarihli 2014/5 E., 2014/9 K. sayılı ilamı ile ilgili olarak; ilamın sadece davalı … tarafından imzalandığını, ilamın 4 ay sonra tebliğ edildiğini, 2016 yılı olmasına rağmen dosyanın henüz temyiz merciine ulaşmadığını ileri sürerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.10.2015 tarih 2013/1-2127 E. 2015/2320 K. ve ilk derece sıfatıyla vermiş olduğu 11.12.2014 tarih 2014/5 E. 2014/9 K. sayılı ilamların sahte olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dava dilekçesi ve ekleri davalılara tebliğ edilmiş, davalılar yargılamaya katılmamış ve beyanda bulunmamışlardır.

Davacı 01.02.2017 tarihli dilekçesinde; 15 Temmuz darbe girişiminden önce, kamuoyunda paralel yapı olarak bilinen yapının darbe girişiminden sonra fevkinde güçlü bir örgüt olduğunun ortaya çıktığını, husumet yönelttiği davalıların hiçbirinin FETÖ terör örgütü ile bir irtibatının veya iltisakının olmadığının anlaşıldığını, asıl iradesinin çete mensuplarına husumet yöneltmek olduğu nazara alındığında, husumet yöneltilecek kişiler konusunda yanlışa düştüğünün açıkça belli olduğunu, husumet yönelttiği kişilerin sorumlu tutulamayacağının izahtan vareste olduğunu, HSYK başkanvekilinin açıklamalarından ve eski HSYK üyelerinin itiraflarından ….isimli eski Yargıtay üyelerinin birlikte ve bireysel olarak Hukuk Daireleri üzerinde son derece etkili olduklarının anlaşıldığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 124. maddesinde tarafta iradi değişikliğin düzenlendiğini belirterek dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığı gerekçesiyle karşı tarafın rızası aranmaksızın dava konusu kararlarda imzası bulunan ….. isimli eski Yargıtay üyelerinin davalı olarak ikame edilmesi suretiyle taraf değişikliğine karar verilmesini, bu yasal olarak mümkün olmadığı takdirde, değerli Yargıtay üyeleri olan davalıların açık rızaları ile davalı olmaktan çıkarılıp mezkur kişilerin davalı olarak ikame edilmek suretiyle taraf değişikliğine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacının tarafta iradi değişikliğe ilişkin dilekçesi davalılara tebliğ edilmiş olup davalılar beyanda bulunmamışlardır.
Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna yazı yazılarak 21.10.2015 tarih 2013/1-2127 E. 2015/2320 K. ve ilk derece sıfatıyla verilmiş olan 11.12.2014 tarih 2014/5 E. 2014/9 K. sayılı ilamlarının ve imzalarına ilişkin bilgilerin gönderilmesi istenilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.11.2016 tarihli cevabi yazısıyla, ilk derece sıfatıyla verilen 2014/5 E. 2014/9 K. sayılı ilamın ıslak imzalı onaylı örneği ile 21.10.2015 tarih 2013/1-2127 E. 2015/2320 K. sayılı ilam örneği ile elektronik olarak imzalandığına ilişkin imza dökümanı sunulmuş ve dosya arasına konulmuştur.
Yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davacı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.10.2015 tarih 2013/1-2127 E. 2015/2320 K. ve ilk derece sıfatıyla vermiş olduğu 11.12.2014 tarih 2014/5 E. 2014/9 K. sayılı ilamların sahte olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmış ise de, Yargıtay Hukuk Genel Kurulundan gelen yazı cevabından da anlaşılacağı üzere Hukuk Genel Kurulunun ilk derece mahkemesi sıfatıyla vermiş olduğu 11.12.2014 tarih 2014/5 E. 2014/9 K. sayılı ilamı, karara katılan Birinci Başkanvekili ile tüm daire başkanları ve üyeler tarafından yine Hukuk Genel Kurulunun 21.10.2015 tarih 2013/1-2127 E. 2015/2320 K. ilamı elektronik olarak tüm daire başkanları ve üyeler tarafından imzalanmıştır.
Kaldı ki davacı Hukuk Genel Kuruluna sunmuş olduğu 01.02.2017 tarihli dilekçesinde, “…davalıların hiçbirinin FETÖ ile irtibatlı/iltisaklı olmadığının anlaşıldığını” belirterek HMK 124. maddesi uyarınca davalıların rızası aranmaksızın dava konusu kararlarda imzası bulunan … isimli eski Yargıtay üyelerinin davalı olarak ikame edilmesi suretiyle taraf değişikliğine karar verilmesini, bu yasal olarak mümkün olmadığı takdirde davalıların açık rızaları ile davalı olmaktan çıkarılıp mezkur kişilerin davalı olarak ikame edilmek suretiyle taraf değişikliğine karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya içerisine alınan, ıslak ve elektronik imzaları mevcut olan dava konusu Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ilamları ile davacının tarafta iradi değişikliğe ilişkin dilekçesi dikkate alındığında, davacının Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.10.2015 tarih 2013/1-2127 E. 2015/2320 K. ve ilk derece sıfatıyla vermiş olduğu 11.12.2014 tarih 2014/5 E. 2014/9 K. sayılı ilamların sahte olduğuna ilişkin iddiasının hiçbir dayanağının bulunmadığı, kararların usulüne uygun olarak verildiği ve karara katılanlar tarafından usulüne uygun olarak imzalandığı anlaşıldığından davacının davasının reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-)Davanın esastan REDDİNE,
2-)Davacının yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 6100 sayılı HMK’nın 333. maddesi uyarınca hükmün kesinleşmesinden sonra, yatırılan avanstan kullanılmayan kısmın talep halinde davacıya iadesine,
3-)Alınması gereken 31,40 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 29,20 TL. Karar ve ilam harcının mahsup edilerek, bakiye 2,20 TL. maktu karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,
Gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nda temyizi kabil olmak üzere davacının yüzüne karşı oy birliği ile verilen 05.04.2017 gün ve 2016/1, 2017/5 sayılı karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

BÜYÜK GENEL KURUL KARARI

Davacının temyiz isteminin süresinde olduğunun anlaşılmasından ve dosyadaki tüm belgelerin okunmasından sonra gereği düşünüldü:
Dava, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun vermiş olduğu iki kararının sahteliğinin tespitine ilişkindir.
İşin esasına geçilmeden önce Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ilk derece mahkemesi sıfatıyla vermiş olduğu kararlara karşı temyiz incelemesinin Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından yapılıp yapılamayacağı hususu ön sorun olarak tartışılmış, yapılan görüşmeler neticesinde, her ne kadar Hukuk Genel Kurulunca ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilen kararlara karşı temyiz inceleme görevinin hangi merci tarafından yerine getirileceği mevzuatta öngörülmemiş ise de, Yargıtay’ın bugüne kadar ki uygulamaları ve gelişen içtihatları nazara alındığında, temyiz incelemesinin Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından yapılması gerektiği sonucuna varılarak ön sorun aşılmıştır.
İşin esasının incelenmesinde; Hukuk Genel Kurulunca ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonunda sahteliğin tespitine ilişkin davanın esastan reddine karar verilmiştir. Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içerisine alınan ıslak ve elektronik imzaları mevcut olan dava konusu Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.10.2015 tarih 2013/1-2127 E. 2015/2320 K. ve ilk derece sıfatıyla vermiş olduğu 11.12.2014 tarih 2014/5 E. 2014/9 K. sayılı ilamların sahte olduğuna ilişkin davacının iddiasının hiçbir dayanağının bulunmadığı anlaşılmakla dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir.
SONUÇ: Davacının temyiz itirazlarının reddi ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca tebliğ tarihinden itibaren on beş günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 25.05.2018 gününde oy birliğiyle karar verildi. 25/05/2018

https://karararama.yargitay.gov.tr/YargitayBilgiBankasiIstemciWeb/

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi İtirazın İptali

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi İtirazın İptali

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. hukuk dairesi Kararı

2017/9391 E., 2019/4175 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki asıl dava itirazın iptali, karşı dava tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, duruşmalı olarak incelenmesi davalı-karşı davacı vekili tarafından istenilmekle; daha önceden belirlenen, 07/05/2019 tarihli duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı-karşı davacı vekili Av…. geldi. Karşı taraf Davacı-karşı davalı vekili Av. … geldi. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00’e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 2.037 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalı-k.davacıdan alınıp davacı-k.davalı tarafa verilmesine,
33.840,85 TL bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, 6100 sayılı HMK’nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07/05/2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Davalı-karşı davacı …Ş. vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile Kiralanan uçak yedek parçaları bedelinin tahsili ve fesih tarihine kadar kira bedelinin tahsili talebi bakımından yapılan incelemede;
Taraflar arasında akdedilen … Fokker 100 tipi uçağın 01/07/2005 başlangıç tarihli, 30/06/2006 tarihinde sona erecek kira sözleşmesinin kiraya veren/ davalı-karşı davacı …tarafından 24/07/2005 tarihinde kiraladığı uçağı geri çekmesi sonucu feshedilmiştir.
Sözleşmenin 14.Kiracının sorumlulukları kısmının “r” bendinde “Kiracı kiralayanını teknik personeli için yedek parçalarını içinde güvenli muhafaza edebileceği (yaklaşık 20 mtkare büyüklüğünde) uygun ve havalandırma/soğutma sistemi olan (klimalı) içinde telefon ve faksın bulunduğu bir ofis ve gümrüksüz kapalı depo/alan sağlamak zorundadır. Kiracı operasyon için yapılacak telefon ve faks maliyetlerinden sorumlu olacaktır. Buna ilaveten kiracı kiralayanın teknik personeline apron içinde kullanabileceği bir araç tahsisi etmekle yükümlüdür.” “v” bendinde “Kiralanan uçağa ait teknik/yedek parçaların bir yerden bir yere naklinde kiracının imkanları doğrultusun da hareket edilecektir.” şeklinde kararlaştırılmıştır.
Kiracının sözleşme ile üstlendiği bu yükümlülüğünü yerine getirmek için dava dışı Air Libya Havacılık Turizm &Hava Teknik servisinden aylığı 1000 USD karşılığında depo kiraladığı, 01/09/2005 ila 31/03/2009 arası kira bedelinin 43.000 USD’yi kendisinden talep edildiği, 11 Mart 2009 tarihli yazının yeminli tercümesinin dosyaya ibraz edildiği, bu yazı içeriği ve davacı kiracının kabulüne göre deponun tasarruf hakkının davacıda olduğu ve depoda uçak kanadı ana kirişleri parçalarının bulunduğunun sabit olduğu, mahkemede alınan tanık beyanlarına göre, Libya Devletindeki kaotik ortam içinde uçuş ve bakım personeli pasaportuna el konulup gözaltına alınan davalı/karşı davacı şirketin Libya’da uçak yedek parçalarının muhafaza edildiği depoya gidemediği, sözleşme hükümlerine göre kendisi tarafından temin edilmiş yedek parçalarını almak imkanından mahrum kaldığı, mahkemece aldırılan 08/04/2011 tarihli Bilirkişi kurul raporunda atıf yapılan davacı-karşı davalı şirketin, davalı-karşı davacı şirkete gönderdiği 20/07/2006 tarihli e-mailde “Özellikle Fokker 100’ün parçaları ile ilgili davranışlarınızdan endişe duyuyoruz. Lütfen bize, parçaları geri alıp depozitomuzu geri vereceğinizi veya geri almayıp depozitomuzu tutacağınıza dair bilgi verin.Bu konuda acil cevabınızı beklemekteyiz.” diye uçak yedek parçalarının uhdesinde olduğunu belirterek verdiği 460.000 USD depozitoya karşılık tutulduğunu kabul etmesi karşısında,
1-) Davalı-karşı davacı …vekilinin sair temyiz itirazılarının reddine,
Mahkemece aldırılan 30/10/2013 tarihli Bilirkişi kurul raporunda hesap edilen 185.000 USD uçak malzeme bedelleri faiziyle tahsili taleple bağlı kalınarak karar verilmesi bakımından,
2-)Ayrıca bilirkişi raporlarında farklı kira bedeli hesapları yapıldığında kira sözleşmesi başlangıç tarihin 01/07/2005 den fesih tarihi 24/07/2005 tarihine kadar kira sözleşmesi eki sayılan ödeme planı çerçevesinde hesaplanacak kira bedeline hükmedilmesi bakımından,
Davalı-karşı davacı …nin açtığı davanın reddi kararının bozulması gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun onama kararına katılmıyorum. 07/05/2019

https://karararama.yargitay.gov.tr/YargitayBilgiBankasiIstemciWeb/

Yargıtay 19. Ceza Dairesinin Konkordato Borçluları için Önemli Karşılıksız Çek Kararı

Yargıtay 19. Ceza Dairesinin Konkordato Borçluları için Önemli Karşılıksız Çek Kararı

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Karar Uyuşmazlığının Giderilmesine Dair Başvurusunu karara bağladı. 2019/23974 E., 2019/9339 K. numaralı, 10.06.2019 tarihli kararında konkordato sürecinde karşılıksız çeklerle ilgili önemli bir karar imza attı.

Konya Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu söz konusu uyuşmazlığı Yargıtay’a taşıdı. Uyuşmazlık başvurusunun konusu “…Şirket yasal temsilcilerinin ileri tarihli olarak düzenledikleri çeklerle ilgili olarak, devam eden süreçte aynı şirket hakkında konkordato işlemlerine başlandıktan sonra … karşılıksız çıkması halinde cezai sorumluluklarının devam edip etmeyeceği…” şeklindeydi. Yargıtay 19. Ceza Dairesi bunun üzerine uyuşmazlığı giderecek söz konusu kararı verdi.

İki Farklı Durum

Yargıtay 19. Ceza Dairesi uyuşmazlık konusunu iki farklı duruma göre değerlendirmektedir;

-Konkordato yargılama süreci devam ederken açılan karşılıksız çek davaları,
-Konkordato yargılama sürecinin herhangi bir aşamasında asliye ticaret mahkemesinin konkordatonun reddine karar vermesi.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi; konkordato sürecinde açılan karşılıksız çek davalarında icra ceza mahkemesinin bekletici sorun kararı vermesi gerektiğine hükmetmiştir.

Daire konkordato yargılama sürecinin herhangi bir aşamasında konkordatonun reddi halini iki farklı açıdan değerlendirmektedir.

-Mahkemece atanan komisere tüzel kişiyi yönetme yetkisi verilmiş ve yönetimin bütün yetkileri kaldırılmış ise,
-Mahkeme, İİK 297’inci maddeye göre borçlunun komiserin nezareti altında işlerine devam edeceğine karar vermiş ise.
Tüzel kişi yönetiminin yetkilerinin komisere devredilmiş olması nedeniyle mahkeme karşılıksız çek suçundan beraat karar verecektir.

Atanan komiser veya komiserlere sadece şirket işlerine nezaret etme yetkisi verilmiş olduğundan bu kez karşılıksız çek suçu failinin ceza sorumluluğu devam edecektir.

Ticaret Mahkemesinin Tasdik Kararı Vermesi

Konkordato yargılama sürecinin sonunda mahkemenin konkordato anlaşmasının tasdikine karar vermesi halinde borçlu ile alacaklı arasında yeni bir hukuki durum oluşacağından yargılama sürecinde verilen bekletici sorun kararı kalkacak ve karşılıksız çek şikayetine ilişkin yapılan yapılacak yargılama sonunda mahkeme beraat kararı verecektir.

SONUÇ

7101 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi öncesi veya sonrasında; adi (mahkeme içi) konkordato (tasdiki) yargılamasını yapacak olan mahkemeye başvuran borçlu tüzel kişilerin yetkili temsilcilerinin, henüz konkordato talebi ile mahkemeye başvurmadan keşide ettikleri veya geçici mühlet kararı öncesinde keşide ederek alacaklıya teslim ettikleri, gerek ticari defter ve kayıtlarında gerekse konkordato projesinde yer alacak olan ileri tarihli (postdate) çeklerin, geçici mühlet kararı ile başlayıp konkordatonun tasdiki veya reddi ile sonuçlanan konkordato (tasdiki) yargılaması süreci içinde, bankaya ibrazında karşılıksız çıkması halinde, 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5/1. maddesi kapsamında cezai sorumluluklarının devam edip etmeyeceğinin tespiti açısından;

Açılan ceza davasına bakmakla görevli ve yetkili icra ceza mahkemelerince; devam eden konkordato (tasdiki) yargılaması süreci, 5271 sayılı CMK’nin 218/1, maddesi gereği “bekletici sorun” yapılmak suretiyle, konkordato (tasdiki) yargılamasını yapan hukuk mahkemesince verilecek kararın sonucuna göre;

Konkordatonun Tasdikine karar verilirse

a-)Şayet çek hesabı sahibi tüzel kişi hakkında konkordatonun tasdikine karar verilirse;

Bu süreçte yukarıda ana hatlarıyla yazılı olan borçlunun iyiniyetinin kesinleşmesi, alacaklıların tamamıyla anlaşma hükümlerine göre alacaklarını mahkemeye bildirmiş olmaları, bu alacak kalemleri arasında ileri tarihli çekin de yer alacak olması, borçlunun

konkordato projesinin alacaklıların çoğunluğu ve mahkemece kabul görmesi, konkordatonun tasdikinin mühlet öncesinde keşide edilen çekin alacaklıları dahil tüm alacaklıları bağlaması ve konkordatonun kollektif bir tasfiye şekli olması gibi ilke ve sonuçlar karşısında;

Konkordato tasdiki kararında, 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5. maddesinde unsurları yazılı suça konu çekin ödeme tarihi ve karşılıksız kalan bedelin, çek alacaklısını da bağlayacak şekilde yeniden belirlenecek olması, dolayısıyla açılan ceza davasında yargılanan kişilerin hukuki durumlarının kesinleşecek konkordato hükümlerine değerlendirilmesi gerekeceği,

Konkordatonun tasdiki kararıyla birlikte kesinleşen konkordato anlaşmasına göre hüküm ve sonuçları yeniden belirlenen suça konu çekin, ibraz tarihinden sonra suçun konusunu oluşturan zorunlu unsurları sahip bir çek olmaktan çıkması, dolayısıyla tüzel kişi yetkilisi olan sanıkların cezai sorumluluğundan söz edilemeyeceği,

Konkordatonun Reddine karar verilirse

b-)Şayet çek hesabı tüzel kişi hakkında konkordatonun herhangi bir nedenle reddine karar verilirse;

Bu sefer bekletici sorun kararının kaldırılmasıyla ceza yargılamasına devam edilerek 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 297. maddesine göre, konkordato komiseri atanmasıyla birlikte tüzel kişinin yetkili temsilcilerinin şirketi yönetim ve temsil yetkisinin kendiliğinden ortadan kalkmayacağı, bununla beraber mahkemenin hangi işlerin şirket yöneticileri tarafından hangi işlerin komiser tarafından yapılacağına dair karar verme yetkisinin bulunduğu gözetilerek,

1-) Konkordato (tasdiki) yargılamasını yapan mahkemece, konkordatonun reddi kararma kadarki süreçte, şayet çek hesabını yönetimi, bu hesaba para aktarma, çek hesabı üzerinde tasarruf etme gibi yetkilerin şirket yönetim organından alınıp komisere verilmesi yönünde bir karar verilmişse ve bankaya ibraz edilen çek, komiserin yetkili olduğu dönemde karşılıksız çıkmışsa; bu durumda şirket yetkilisi gerçek kişilerin 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5. maddesi gereği cezai sorumluluklarının devam etmeyeceğine,

2-) Konkordato (tasdiki) yargılamasını yapan mahkemece, konkordatonun reddi kararına kadarki süreçte, şayet çek hesabını yönetimi, bu hesaba para aktarma, çek hesabı üzerinde tasarruf etme gibi yetkilerin şirket yönetim organından alınıp komisere verilmesi yönünde açık bir karar verilmemişse; bu konudaki tüm yetkiler şirket yöneticilerinde olacağından, söz konusu kişilerin bu süreçte bankaya ibraz edilen ve karşılıksız çıkan çekten dolayı 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5. maddesi gereği cezai sorumluluklarının devam edeceğine, 10.06.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer yargı kararları için; https://www.aydinlawgroup.com/category/yargi-kararlari/

https://www.adaletbiz.com/yargitay/yargitay-19-ceza-dairesinin-konkordato-surecindeki-borclular-icin-cok-onemli-karsiliksiz-cek-karari-h243316.html

Tam metin için tıklayınız;
yargıtay- konkordato karşılıksız çek

YCGK – Haksız Tahrik – Şüpheden Sanık Yararlanır

YCGK – Haksız Tahrik – Şüpheden Sanık Yararlanır

YCGK – Haksız Tahrik – Şüpheden Sanık Yararlanır

Birbirlerine karşı eylemler sonucunda yaralanan sanıkların değerlendirilmesi durumunda; haksız saldırının ilk olarak kim tarafından meydan getirildiği, kavganın kim tarafından başlatıldığı olayda kesin olarak saptanamamıştır. CGK yerleşik içtihatlarında; haksız hareketin ilk olarak kim tarafından başlatıldığı belirlenemediğinden, şüpheli olan kişinin bu halden sanığın yararlandırılması suretiyle eylemi hafif haksız tahrik altında gerçekleştirdiği kabul edilmelidir. Yerel Mahkemece dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçe ile sanık hakkında, haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi bozma sebebi olarak kabul edilmiştir. Yani “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereği TCK m.29 hükmünce haksız tahrik hükümleri sanık lehine uygulanır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 22.10.2002 tarih, 2002/4-238 Esas, 2002/367 Karar).

YCGK Kararın Tam metni İçin;
ycgk haksız tahrik şüpheden sanık yararlanır

Haksız Tahrik yazılarımız için;
https://www.aydinlawgroup.com/2019/06/15/yargitay-kararlari-cercevesinde-haksiz-tahrik-2/

https://www.aydinlawgroup.com/2019/06/04/haksiz-tahrik/

https://www.hukukihaber.net/ceza-sorumlulugunu-azaltan-sebep-olarak-haksiz-tahrik-makale,3144.html

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu Kararı Türkçe Tam Metin

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu Kararı Türkçe Tam Metin

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu iki eğitimciyle alakalı bir karar verdi. Bu kararda günümüzde ceza yargılamalarında delil olarak kabul edilen unsurların iptaline karar vererek, bu iki eğitimcinin 180 gün içinde tahliye edilmesi kararı aldı. Bu kararın uygulanıp uygulanmayacağı şimdilik muamma. Kararın Türkçe’sini arayanlar için Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu Kararı Türkçe Tam Metin İçin Linke Tıklayınız;

BM İNSAN HAKLARI KOMİTESİ ÖZÇELİK KARAMAN KARARI TÜRKÇE

https://tr.euronews.com/2019/05/29/bmden-mit-operasyonu-ile-malezyadan-turkiyeye-goturulen-2-kisi-icin-serbest-birakin-cag

Anayasa Mahkemesi Yaşam Hakkı İhlal Kararı

Anayasa Mahkemesi Yaşam Hakkı İhlal Kararı

Anayasa Mahkemesi Yaşam Hakkı İhlal Kararı

Anayasa Mahkemesinin zorunlu askerlik hizmeti sırasında meydana gelen intihar nedeniyle yasam hakkinin ihlal edildiği ancak adil yargılanma hakkinin ihlal edilmediği yonunde 27.06.2018 tarihindeki kararidir.

Anayasa Mahkemesi söz konusu bu kararda; intihar eden kişinin, intihara olan eğiliminden yetkililerin haberdar olduğunu belirtmiştir. Bu durumda kişinin sağlığının korunması, vücut bütünlüğünün korunarak kendisine zarar vermemesi açısından önleyici bazı tedbirlerin alınması gerektiğini kararında belirtmiştir. Kişiye psikotik bozukluk tanısının konduğunu ve bu sebeple de tek başına nöbete yollanmasinin somut olay kosullari bağlamında makul gorulmedigi belirtilerek yasam hakkinin ihlal edildiğine karar verilmistir.

Ayrica başvuruda Askeri Yüksek İdare Mahkemesi(AYİM)’nin yapisi itibariyle bagimsiz ve tarafsiz bir mahkeme olmadığı ileri sürülmüştür. Ancak AYM, olayda askeri hakimlerin bağımsızlıklarını etkileyecek bir hususun olmadığı gerekçesiyle bu talebin açıkça dayanaktan yoksun olmasi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vererek talebin reddine karar vermiştir.

‘DEVLETİN YAŞAM HAKKINI KORUMA YÜKÜMLÜĞÜ VAR’

Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma hakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunduğunun hatırlatıldığı Anayasa Mahkemesi kararında “Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme gibi,

-negatif yükümlülüğün yanı sıra müspet bir yükümlülük olarak tüm kişilerin yaşam hakkını;kişi ve kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere ve doğabilecek aksi durumlara karşı koruma yükümlülüğü vardır” ifadelerine yer verdi.

Yaşam hakkını koruyan, ifade özgürlüğüne ön plana çıkaran örnek bir başka kararında AYM; “Yaşam hakkının ihlal edildiği şikayetine binaen yapılan inceleme sonucunda yargısal tepkinin yetersiz ve etkisiz kaldığı kabul edilmiştir.” ifadelerine yer vermiştir.

Yine AYM başkaca bir kararında polis tarafından ateşlenen kurşunla öldüğü kesinleşen “yaşam hakkı ihlali” kararı vererek 30.000 TL tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Aydın-Didim ilçesinde 22 Ekimde meydana gelen olayda, dört kişi tarafından bir restoranda hırsızlık ihbarında bulunuldu. Harekete geçen ekipler, kaçmaya çalışan şüphelileri durdurabilmek için operasyon düzenledi. Dur ihtarına uymayan ve kaçmaya devam eden şüpheliler başka ekiplerle karşı karşıya geldi. Dur ihtarına uymayan şüpheli A.D. emniyet güçleri silahından çıkan iki kurşunla yaralandı. Yaralanan A.D. ise kurtarılamayarak hayatını kaybetti.

 

Kararın tamamı için alttaki linke tıklayınız;

aym askerlik intihar başvuru

Bylock Beraat Kararı

Bylock Beraat Kararı

Bylock beraat kararı

Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’nin Bylockla ilgili verdiği bylock beraat kararını indirmek için aşağıdaki linke tıklayınız;

ERZURUM BAM 2.CD GEREKÇELİ KARAR (1)-edited

https://medium.com/@serhatkocasakal34/yarg%C4%B1tay-ceza-genel-kurulunun-son-bylock-karar%C4%B1-%C3%BCzerine-bir-de%C4%9Ferlendirme-fb4c65877748